top of page

Tüketici Sadakati Oluşturulur mu? yoksa Okunur mu?

  • Murat Özkan
  • 19 Oca
  • 3 dakikada okunur

Not: Bu metin, sadakat literatürüne teorik bir tanım ekleme iddiası taşımaz. Amaç, sahada sık kullanılan araç ve çözümlerden önce, tüketicinin deneyim sonrası hangi durumda kaldığını okumayı kolaylaştıran operasyonel bir karar çerçevesi sunmaktır. Metinde kullanılan kavramlar ve sınıflamalar, kapsayıcı bir model iddiasıyla değil; pratikte nerede bakılması gerektiğini sadeleştirmek amacıyla ele alınmıştır.



Tüketici Sadakati Oluşturulur mu? yoksa Okunur mu?
Sadakatin Araçlarla Değil, Tüketicinin İç Anlaşmasıyla Oluşması Üzerine

Tüketici sadakati, satış düşüşü ya da satın alma sıklığı problemleri konuşulurken pratikte hep aynı çözüm paketleri önerilir: CRM lazım, sadakat programı lazım, otomasyon lazım, yapay zekâ lazım, dijital dönüşüm lazım, iskonto lazım…
Ama bu önerilerin tamamı ortak bir çözüm varsayımına dayanır.

Varsayım şudur: “Sorun, tüketici sadakatinin eksik olmasıdır.”

Oysa sahada çoğu zaman sorun sadakat değildir; tüketicinin deneyimden sonra nerede takıldığının bilinmemesidir.

Bu noktada önerilen yaklaşım basittir: Önce müşterinin hangi duygusal durumda kaldığını görmek gerekir. Çünkü küme bir durumu, araçlar ise yalnızca verilen tepkiyi temsil eder.

Durum okunmadan verilen her tepki, pratikte kör atıştır.

Sahada gözlemlenen ve pratik karşılığı yüksek olan ve mizahi yaklaşımla üç temel sadakat çıkış durumu vardır. Bu durumlar nedenleri değil, deneyim sonrası ortaya çıkan sonuçları temsil eder tüm sadakat türlerini kapsama iddiası taşımaz, müdahale önceliğini sadeleştirmeyi amaçlar.

  1. Ne Öper Ne Gömer Durumu
    Bu durumda ürün ya da hizmet tüketicide anlam üretmemiştir. Deneyim kötü değildir ama bağ da kurdurmamıştır. Tüketici ürünü hatırlamaz, savunmaz, sahiplenmez. Bu durum literatürde sessizlik ve nötrlükle birlikte anılabilir; burada ise erken risk sinyali olarak ele alınmaktadır. Bu bir CRM problemi değildir. Temel sorun konumlandırma ve vaat tarafındadır.
  2. Sizden Bıktık Durumu
    Bu noktada kopuş nettir. Süreç ya da beklenti yanlış kurulmuştur. Deneyimde yaşanan kırılma, tüketicinin zihninde geri dönüşü zor bir iz bırakır. Bu aşamada yapay zekâ da çözmez, dijital dönüşüm de. Çünkü sorun araç eksikliği değil, deneyim kırılmasıdır.
  3. Gel Kalbime Durumu
Bu durumda tüketici ürünü sahiplenmiştir. Alternatifler vardır ama anlamını yitirmiştir. Bağ oluşmuştur ve ilişki kendiliğinden sürer. Burada yapılacak en doğru şey çoğu zaman dokunmamaktır; aşırı müdahale, oluşmuş bağı zedeleyebilir.

Bu çerçeveden bakıldığında önemli bir sonuç ortaya çıkar:

Bazı firmalarda, belirli bir aşamada CRM ve benzeri araçların sadakat üretici rolü sınırlı hatta gereksiz hâle gelebilir. Bu, araçların değersiz olduğu anlamına değil; yanlış sırada ve teşhis olmadan devreye alınmalarının riskli olduğuna işaret eder.

Çünkü teşhis konmadan yazılan her çözüm:
  • Bütçeyi yakar
  • Karmaşıklığı artırır
  • Problemi maskeleyerek derinleştirir

Sahada sıkça karşılaşılan tablo tanıdıktır:
“Geçen yıl çok para harcadık, ambalaj değiştirdik, nöropazarlama yaptık…”

Ardından yöneticiden gelen haklı soru gelir:
“Bu ay o kadar ödeme var, bırakın değnekle boncuk aramayı.”

Haklıdır.
Ticarette sıfır, gerçekten büyük bir rakamdır.

Bu nedenle sadakat, bu metinde yaratılacak bir şey olarak ele alınmamaktadır.

Tüketici Sadakati Oluşturulur mu? yoksa Okunur mu?

Sadakat, okunacak bir sonuçtur.
Sadakat ≈ tüketicinin yaptığı finansal feragattir.
(Bu ifade tanımsal bir eşitlik değil; sadakatin pratikte nasıl gözlemlenebildiğine dair operasyonel bir okuma olarak kullanılmaktadır.) Yani tüketicinin, kendisiyle yaptığı iç anlaşmadır.
 
Bu iç anlaşma; ürün, deneyim, vaat, fiyat algısı ve sosyal–kültürel normların tüketicide yarattığı toplam bileşkenin sonucudur. Sadakat rastgele değildir; ancak doğrudan dayatılabilir de değildir.

İşletmenin kontrol alanı bu noktada netleşir:
  • İyi deneyim yaratmak
  • Doğru vaat vermek
  • İlk temas sonrası müşterinin hangi durumda kaldığını hızlı ve doğru okumak
  • Nötr ya da bıkkın duruma düşmenin kök nedenini düzeltmek

Ancak tüketicinin o deneyimi kendi içinde nasıl kapattığı, işletmenin doğrudan kontrolünde değildir.

Apple örneği bu durumu iyi açıklar. Apple sadakati “yaratmaz”. Deneyim, statü ve ekosistem öyle bir bütünlükle sunulur ki, tüketici kendi kendine şu iç anlaşmayı yapar: “Buna değiyor, vazgeçemem.”

Apple’ın işi sadakati zorlamak değil, bu iç anlaşmayı mümkün kılacak zemini kusursuz biçimde hazırlamaktır.

Buradan hareketle sadakat; bir kampanya çıktısı, bir yazılım sonucu ya da bir puan sistemiyle sürdürülebilecek bir olgu değildir. Sadakat, tüketicinin kendi içinde verdiği son duygusal ve finansal karardır.

İşletmenin görevi sadakati yaratmak değil; oluşup oluşmadığını doğru okumak ve koşulları doğru yönetmektir.

Zorlama sadakat sahte sadakat üretir; sahte sadakat ise ilk fırsatta dağılır.

Yorumlar


bottom of page